13 Haziran 2012 Çarşamba
Zombieland
zombiliğin aslında bi metafor olarak kullanıldığı eğlenceli bi komedi filmi zombieland.filmin mesajını tek cümleyle özetlemek mümkün:eğer yalnız yaşarşak zombilerden ne farkımız kalır?
bill murray filmin bonusu.
yeri gelmişken konuyla ilgili bizden bir çalışma için:
http://www.youtube.com/watch?v=K1rVwkql90M
Hans Rosling ile dinler ve bebekler üzerine
Hans Rosling ile dinler ve bebekler üzerine
" Rosling, insanların sahip olduğu çocuk sayısı ile dinleri arasında aslında hiçbir ilişki olmadığını, esas nedenlerin yüksek çocuk ölümü oranı, çocuk işçi çalıştırma ihtiyacı, kadınların eğitim düzeyi ve iş hayatına dahil olma oranı ile aile planlaması hizmetlerine erişim olduğunu etkileyici verilerle gözler önüne seriyor. Dini inançlar ne olursa olsun, çocuk ölümleri azaldığı, çocuklara işçi olarak ihtiyaç duyulmadığı, kadınlar eğitim alarak iş hayatına katıldığı ve ailelere aile planlaması hizmeti verildiği zaman, doğum oranının azaldığını birçok ülkenin verilerine başvurarak gösteriyor "
" Rosling, insanların sahip olduğu çocuk sayısı ile dinleri arasında aslında hiçbir ilişki olmadığını, esas nedenlerin yüksek çocuk ölümü oranı, çocuk işçi çalıştırma ihtiyacı, kadınların eğitim düzeyi ve iş hayatına dahil olma oranı ile aile planlaması hizmetlerine erişim olduğunu etkileyici verilerle gözler önüne seriyor. Dini inançlar ne olursa olsun, çocuk ölümleri azaldığı, çocuklara işçi olarak ihtiyaç duyulmadığı, kadınlar eğitim alarak iş hayatına katıldığı ve ailelere aile planlaması hizmeti verildiği zaman, doğum oranının azaldığını birçok ülkenin verilerine başvurarak gösteriyor "
10 Haziran 2012 Pazar
21 Jump Street

dört beş yıldır (belki daha da uzun bir süredir) gördüğüm tipik bir rüya var.liseye dönüyorum.tekrar önlük filan giyip dolaşıyorum etrafta.öğretmenler senin biraz yaşın büyük değil mi diye soruyor öğrenciler bana garip garip bakıyor.psikoloğuma danışmadım ama sanırsam okul yıllarımdan nefret etmemle bi ilgisi olsa gerek.bu film sanırım benim kabusumun gerçek olmuş hali gibi bişey.
eşek kadar olmuş adamları liseye öğrenci kılığında gönderirseniz kimse anlamaz mı sanıyorsunuz.tabi filmimiz bi komedi filmi.işi büyük ölçüde absürtlüğe de vurmuşlar.bu nedenle kabul edilebilir bişey gibi.ama yine de sırıtıyo.bi olmamışlık hissi var.
jonah hill superbad gibi şahane bi filmden sonra liseye geri dönmüş.üstat o filmi çevirdiğinde 24 yaşındaydı ancak hiç sırıtmıyodu.hatta ben filmi izledikten sonra 24 yaşında olduğunu öğrendiğimde biraz şaşırmıştım bile.çok inandırıcıydı çünkü.belki biraz bebek yüzlü olmasından.
üstat artık 29 yaşına geldi.ve ne kadar bebek yüzlü olsa da hiç liseli gibi durmuyo.tatum fanları da kızmasın ama onun durumu hillden de beter.bildiğin kazma gibi duruyo okul sırasında.liseli havası hiç yok.
filmin konusuna gelirsek.işte efendim okullarda uyuşturucu sorununu çözmek için iki polis öğrenci kılığına girip gizli görevle bi liseye atanırlar.klasik senaryo.zaten eski bi dizinin yeniden çevrimiymiş.
işi alaya alan tarafı olmasa film hepten çekilmez olurmuş.ama iyiki böyle yapmışlar.yani sürekli kendi kendiyle falga geçmeler biraz absürtlük filan.
aslında geriye dönüp bakıyorum da akılıma şu geldi.bizim lisede 23 yaşında hatta daha büyük öğrenciler vardı.ulan ne manyak günlermiş.neyse konuya dönecek olursak film tatlı orta şeker."hoşça vakit" geçirmek için izlenebilir.iyi pazarlar.
The Marc Pease Experience

küçük insanların küçük hikayeleri üzerine kurulu bir film.sıcak samimi bi havası var.komedi dozunda yer yer kara mizaha kaymakla beraber.hayat ne kadar sıkıcı ve "çıkışsız" gibi görünse de her zaman küçük küçücük bir umut olduğunu da eklemeyi unutmuyor sonunda.
Bored to Death ile tanıdığımız (yani en azından ben ordan tanıyorum) Jason Schwartzman başrolde.Ben Stiller ise kötü adamımız.üzerine hafiften bi yaşlı usta aktör havası çökmüş gibi bu arada.
konuya gelirsek.efendim film geçmişin gölgesinden bir türlü kurtulamamış hala gençlik günlerinde yaşadığını sanan bir adam üzerine kurulu.büyümeyi reddeden "takılıp kalmış" bir adam.aslında pek çok yerde kendimden parçalar bulmadım değil.derken bir kırılma noktası yaşanıyor.ve bir aydınlanma anı takip ediyor bunu.neyse filmi şimdi baştan sona anlatmayayım.özetle izlenebilir hoş bi komedi olmuş.kendine ait bi dil yakalamış.kısaca başarılı.izleyin derim.3 Haziran 2012 Pazar
31 Mayıs 2012 Perşembe
alem buysa kral benim
hikaye büyük buhran yıllarının abdsinde geçiyor.ekonomik sıkıntılar işsizlik... aslında gazap üzümlerini izlediyseniz dönemin genel atmosferiyle ilgili üç aşağı beş yukarı bi fikriniz vardır.amerikan tarihinin en karanlık sayfaları.bunun yanında "amerikan ulusu" duygusunun en pekiştiği yıllar.aslında film tarihimizle biraz hesaplaşalım havası taşıyor.bizi amerikanın çok da uzak olmayan geçmişine götürüp bu ulus nasıl kuruldu,bizi iyi ve kötü yapanlar nelerdir filan gibi şeyler üzerine kafa yoruyor.ülkenin özel tarihiyle ilgili bir arşiv niteliğinde.ve bütün bunların yanında "iktidar" nedir ne değildir bunu sorgulatmaya çalışıyor.
gerçek bir hikayeye dayanıyor film.aslında gerçek bir hikayeyi biraz alıp değiştirerek yansıtmış başka bir filmin yeniden çevrimi.(aslında gerçek bir olaydan yola çıkılarak yazılmış bir roman uyarlamasının tekrar çevrimi.üff)

hikaye nedir ona gelecek olursak.efendim malum otuzlu yıllarda büyük bir ekonomik buhran bütün dünyayı yakıp kavurmakta.rusya leninin nispeten ılımlı sosyalist politikası "nep"i bırakıp katı stalinist bir devletçiliğe yelken açmış.italya krizi faşizmle atlatma yolunu seçmiş.almanya tercihini nazizmden yana kullanmış.latin dünyası ise "üçüncü dünya faşizmi" denilen şeye dönüşmüş.cunta idareleri filan.japonya çareyi sağa sola saldırarak genişlemekte bulmuş.özetle dünyada taşlar yerinden oynuyor.liberalizm sadece abd ve ingilterede tutunabilmiş gibi.ama oralarda da durum "demokrasi" açısından pek iç açıcı değil.ingilterede ufak ufak kıpırdanmalar var.
gelelim filmin konusunun geçtiği abdye.efendim güney eyaletlerinin birinde huey long diye bir adam popülist politikaları ve kitleleri etkileyen hiabet gücüyle vali seçiliyor.karizmatik ve otorter.ve giderek daha baskıcı yöntemlere başvurmaya başlıyor.bu adama abdnin gelecekteki hitleri gibi yakıştırmalar yapılıyor.gelecekte totaliter bir hükümet formunun tüm abdyi saracağı ve "demokrasi"nin yok olacağı endişesi var.
film gerçekten yaşamış bu adamın ismini cismini biraz değiştirerek ama olayın özüne pek dokunmadan dönemi anlatmaya çalışmış.ben her dönemin bir ruhu olduğunu düşünüyorum.bence bu film anlattığı dönemin ruhunu güzel yansıtmış.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





.jpg)












